TÜRKİYE KAMUSEN MERSİN İL TEMSİLCİLİĞİ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Ana Menü

EN ÇOK OKUNANLAR

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 1  
»Bugün 59  
»Toplam 387632  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 3.237.67.179
» Bu sitemizi ziyaretiniz

BENİM ÖĞRETMENLERİM-1

Çınar ARIKAN

25 Ekim 2020, 14:28

Çınar ARIKAN

                                            BENİM ÖĞRETMENLERİM-1

 

             (Vasfi TANJU, Mehmet YILMAM ve Zuhal AYDOĞAN)

 

İnsan biraz olgunlaşıp, yaş sınırı yukarıya doğru yaklaştıkça çocukluk günlerine geri dönmek istiyor. O günleri hatırlamak, öğretmenleri ile yaşadıklarını göz önüne getirmek arzusuyla yanıp tutuşuyor. Yaşadıklarının bir kısmı hafızasından silinmiş olsa da ilkokulda kendisini okutan o muhteşem öğretmenlerini unutmuyor. Onlarla yaşadıkları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor.

 

Çoğu aileler ilkokulda çocuğunun öğretmenini seçerken titiz davranır. Çünkü çocuğun gelişim ve yaşantısına göre ana sınıfı ve ilkokul 3’e kadar olan zaman çocuğun alt yapısının, değer yargılarının, iyi insan olma, kötü insan olma ve özetle hayata dair tüm kazanımlarını kazanacağı bir süreç. Bilinçli aileler bunun için ilkokula başlayacak olan çocuklarını okula gönderirken öğretmen seçme telaşına düşerler. Başarılarını kanıtlamış bir öğretmene çocuğunu teslim etmek ister. Çünkü gerçekten de ilkokul öğretmeni çocuğun hayatında en önemli rol model ve geleceğin tasarımında en iyi bir ressamdır.

 

Çocuk ilkokula başladığında zorunlu bir neden olmaz ise aileler çocuğunun öğretmeninin 4. Sınıf sonuna kadar değişmesini istemezler. Öğretmen değişikliğinin çocuk üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşünürler. Nispeten de bu doğru bir yargıdır… Peki, acaba bunun tersi olmaz mı? Bakalım görelim.

 

Ben ilkokula Anamur’da Yeşilyurt Mahallesindeki Kıbrıs İlkokulunda 6 yaşında başladım. Okul evimize yakındı. Okulun kapandığı saatlerde ve hafta sonlarında okulun bahçesinde daha çocukluk yıllarımda oyunlar oynardık arkadaşlarımızla. O zaman okulun bahçesinde betondan toprak kazılarak yapılmış bir havuz vardı. Bu havuz Kıbrıs adası şeklinde, etrafı da çiçeklerle donatılmıştı. Bahçe de okaliptüs ağaçları ile kaplıydı. Daha sonraları bu havuz öğrenciler için tehlike arzetmiş olmalı ki kapatılıp okul bahçesi düz bir hale getirildi. Okul Ticaret Lisesi, İmam-Hatip Ortaokulu olarak da uzun süre hizmet verdi ve şu anda benim okuduğum dönemdeki “Kıbrıs İlkokulu” adına yeniden kavuşarak ilkokul olarak hizmet vermeye başladı. Bu yıllarda ikiz kız torunlarım da bu okula gidiyorlar. Dedelerine göre maşallahları var ki çok başarılılar. 

 

Anasınıfı görmeden ilkokula başladım. İlk öğretmenim Vasfi TANJU idi. O tombul, güler yüzlü, iyi ve değerli bir öğretmendi. Yılların birikimi ve tecrübelerine sahipti.  Ancak ben az çalışan bir öğrenciydim. Okula başladığım yılın ertesi yılına girmeden emekli olduğu için ikinci sınıfta direk olarak öğretmenim değişti ve başka bir öğretmenin sınıfında buldum kendimi. O dönemde ilkokulda sınıfta kalama ve ikmale kalma(bütünleme) dediğimiz bir sistem gündemde idi. Yani başarısız olduğunuz derslerden Ağustos ayının son haftasında sizi sınava tabi tutarlar, yaz döneminde çalıştıysanız ve o dersi öğrenip sınavında başarılı olduysanız bir üst sınıfa geçebilirdiniz. Yoksa aynı sınıfı tekrar ederdiniz. Ben Türkçe dersinden başarısız olmuştum. Ağustos ayında sınava girecektim. Yaşımın küçük olması nedeni ile harfleri birleştirip bir türlü okumayı sökememiştim. Hele bir döner alfabe vardı ki başımın belasıydı. Üç tane yuvarlak kâğıttan oluşuyordu. Ortasından dönebilen bu alfabede çeşitli heceler alttaki sabit kartona yazılmış, üsteki kâğıtlar döndürülünce üsteki yazılarla birlikte ya heceler kelimeye ya da kelimeler cümlelere dönüşüyordu. Böylece yüzlerce kelimeyi veya cümleyi okuyabiliyordunuz. Birde orada oluşan kelimeleri deftere ezberden yazma işi vardı. Sözün özü bu alfabe yüzünden ikmale (bütünleme sınavına) kalmıştım.

 

Öğretmen Vasfi TANJU Öğrencileriyle(Kıbrıs İlkokulu-Anamur) 

 

Rahmetli büyük ablam Dürüye işin vahametini anlamış olacak ki beni çağırdı. Eline döner alfabeyi almış, yan tarafına da bir çıta sopa koymuştu. Oturup diz çöktüm önüne. Alfabeyi çevirerek bana oluşan kelimeleri okutmak istiyordu. Okuyamadıklarımı bana söylüyordu. Heceleyerek okutuyordu. Bir gün böyle geçti. Bana çalış dedi. Ben oyundan çalışmaya vakit ayırıyor muydum ki? Çalışmadan ertesi gün yine dizinin dibine çöktüm. Kem-küm. Her okuttuğu kelime veya oluşan cümlede tahtadan sopa ellerime iniveriyordu. Üç günde bana tüm döner alfabeyi öğretti. Bir okuttu, bir vurdu. Haydi, işine gelirse istersen çalışma. Ben dayağı eğitimde makul gören birsi değilim ama benim bu dayağa ihtiyacım varmış. Yazmayı da yapabiliyordum. Kıbrıs ilkokulunda sınav yapıldı ve sınavdan geçip 2. Sınıfa devam hakkı kazandım.

 

Öğretmenin Mehmet YILMAM’dı. Babamın deyimi ile namı değer ‘Arap Hoca.’ Bu ismi babam öğretmenimin sülalesine ‘Araplar’ dendiği için kendisine vermişti. Sık sık okula gelir ve öğretmenimle konuşur durumumu sorardı. Okula gelmeler ve durumumu sormalar ben liseyi bitirinceye kadar her ay devam etti. Artık beni boş bırakmıyordu… Bilinçli bir insandı, memurdu.

 

                                  Öğretmen Mehmet YILMAM

 

Mehmet YILMAM çok iyi başarılı bir öğretmendi. Ondan korkardık. Ona bir başka içten sevgide duyardık. Sert bir tutumu vardı, ancak o kadar da müşfik ve sevgi dolu kalbi.

 

Çocukluk ve gençlik yıllarımda duyduğum bolca söylenen, dillerde dolaşan bir şarkı vardı. Ali Rıza Binboğa’nın şarkısı:

 

“Öğretmen kutsaldır ana gibi

Öğretmen kutsaldır baba gibi

Öpülesi elleri var

Şirin tatlı dilleri var

Öğretmen öğretir A, B, C

Öğretmen öğretir K, L, M

İlk öğretmenin kim senin

Kim öğretti alfabeyi

Bir harf için kırk yıl

Köle olunuyorsa

Yirmi dokuz kere kırk yıl

Kölesiyiz öğretmenin”

 

İşte bu şarkının muhatabı olan Mehmet YILMAM benim hayatımdaki dönüm noktalarından biriydi. Bütün öğretmenlerimiz, anamız, babmız gibiydi. Bizim yetişmemizde, kazanımlarımızda onların çok büyük etkisi olmuştur. Yıllar sonra öğretmen olup Mehmet YILMAM öğretmenimin karşısına çıkıp elini öptüğümde de hala ilkokuldaki saygı ve sevgim devam ediyordu. Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı Cennet olsun.

 

Babamın tayini Bozyazı’ya çıkınca ailecek 4. sınıfın 1. yarısındayken taşınmak zorunda kaldık. Öğretmenimden üzülerek ayrılmıştım. Beni Bozyazı’da nasıl bir öğretmenin beklediğini bilmiyordum. Acaba onu sevebilecek miydim? Bu öğretmen gibi bizi yetiştirebilecek miydi? Kafamda bir ikilem ile Bozyazı’ya taşınmıştık. Babam Okul Müdürü Selahattin KORUK’la konuşmuş. 4. Sınıfa devam edeceğimi bana söylemişti.

 

 

Solsan Sağa Arka Sıra Kadın Öğretmenler: Saadet ARIKAN, Fatma ÖZDENİZ,    Zuhal AYDOĞAN(Öğretmenim), Gönül ARIKAN, Songül ÇAKIR, Ferahnaz KUZULU

Soldan Sağa Ön Sıra: Hidayet TÜRKELİ, Niyazi AKTOPRAK, Selahattin KORUK(Okul Müdürü)

 

Ertesi gün siyah okul önlüğümü, beyaz yakamı takarak, çantamı da alıp okula gittim. Okul mavi renkte prefabrik olarak yapılmış tek katlı bir binadan oluşuyordu. Bozyazı İlkokulunun yanında bir de henüz o yıl öğretime açılan okulun eski taş yapı binasında bir ortaokul vardı. Beni okul müdürü elimden tutup bir sınıfa götürdü. Sınıfa girdim. Genç, güzeller güzeli kadın bir öğretmen beni karşıladı. Omuzlarına kadar inen sapsarı saçları vardı. İnci tanesi gibiydi. Onu ilk görüşte öğretmenim olarak sevmiştim. “Hoş geldin.” diyerek beni selamlamıştı. Beni pencere tarafında bir sıraya oturttu. Artık 4. Sınıfın birinci yarısından 5. Sınıfın sonuna kadar okutacak öğretmenimin sınıfındaydım.

 

Arka Sıra Erkekler Soldan Sağa öĞRETMENLER: Niyazi AKTOPRAK-.........-Selahattin KORUK

 Soldan Sağa Ön Sıra : 2. sırada Gülsen YILMAZ, 3. sırada uzun saçlı Zuhal AYDOĞAN(Benim Öğretmenim)
 

 

Çoğunuzun bildiği öğretmenlerin de bir marşı vardır. İsmail Hikmet ERTAYLAN tarafından yazılmıştır. Onun sözlerine kulak verelim:

 

“ÖĞRETMEN MARŞI

 

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,

Nura doğru can atan Türk genciyiz.

Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;

Korku bilmez soyumuz.

 

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;

Yurdum seni yüceltmeye andlar olsun.

 

Candan açtık cehle karşı bir savaş,

Ey bu yolda and içen genç arkadaş!;

Öğren öğret halka hakkı, gürle coş;

Durma durma koş!

 

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;

Yurdum seni yüceltmeye andlar olsun.”

 

Bu şarkıda ifadesini bulan genç bir öğretmenin sınıfındaydım.  Bu öğretmenimin adı Zuhal AYDOĞAN’dı. O bizleri yetiştirmek, yurdu yüceltmeye and içmiş bir öğretmendi. Cehle karşı candan bir savaş açmıştı. Nura doğru can atan bir Türk genciydi. Biz bilgi ile bu ülkenin değerleri olan vatan, millet, bayrak, Atatürk sevgisi ile yetiştirmeyi başarmıştı.

 

Yazımın ikinci bölümünde Zuhal AYDOĞAN öğretmenime ayrı bir başlık açarak onunla yaşadığım anılarımı anlatacağım.

 

Ancak burada şunu söylemeliyim:

Vasfi TANJU, Mehmet YILMAM ve Zühal AYDOĞAN gibi kalp ve beyinleri vatana hizmet ve çocuk sevgisi ile dolu, ‘halka hakkı öğrenip, öğreten ve gürleyip coşan’ böyle öğretmenlere ülkemizin çok ihtiyacı var.

 

Çınar ARIKAN

Eğitimci / Araştırmacı Yazar

Bu haber 77 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
BENİM ÖĞRETMENLERİM-125 Ekim 2020

VİDEO ARA


Sedir Haber

ANKET

YENİ SİTEMİZİ BEĞENDİNİZ Mİ?




Tüm Anketler

Türkiye Kamu-Sen Mersin
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2013 T?rkiye Kamu-Sen Mersin